Rolling Stone

YAZARLAR
Çiğ Beslenmenin Temelleri


İlişkili Yazılar


Çiğ Beslenmenin Temelleri

Enzimler, Su Ve Mineraller...sağlıklı beslenmenin temel taşları

Nevşah Fidan

Yıllardır birçok insan bana neden sadece çiğ/canlı beslendiğimi sorup duruyor. Benim onlara tek ve basit bir cevabım var: Enzimler!

İnsanlar genelde ciddi bir sağlık problemiyle karşılaşmadıkları sürece pişmiş yemeklerden vazgeçmiyor ve çiğ/canlı beslenmenin yararlarıyla ilgilenmiyor. Enzimler "canlı beslenme diyeti" için en önemli nedendir. Yiyeceği çiğ tüketmek için serbest radikallerin oluşumu, su kaybı, proteinlerin parçalanması, bağışıklık sisteminde beyaz hücrelerin çoğalması, mineral şelatların oksit ve karbonatlara (bu da minerallerin emilimini engeller) dönüşmesi gibi birçok neden var. Ama enzimler bu listenin başında geliyor.

Enzimler kimyasal reaksiyonları hızlandıran katalizörlerdir; bir başka deyişle, vücudun iş gücüdür. Vücudumuz kendini tedavi etme, düşünme, nefes alma ve sindirim gibi işlemlerde enzimlere ihtiyaç duyar. Bütün ısıtılmamış, çiğ besinler ihtiyacımız olan enzimlere sahiptir. Örneğin bir muzu yeşilden sarıya, daha sonra da kahverengiye dönüştüren kimyasal süreç enzim reaksiyonudur. Basit olarak söyleyecek olursak muz kendini bu reaksiyonla sindirir.

Diğer tüm proteinler gibi enzimler de ısıya karşı çok hassastır. Enzim çok fazla ısıya maruz kaldığında yapısı bozulur ve fonksiyonlarını kaybeder. Birçok enzim yaklaşık 46-54ºC'de bozulur. Eğer muzu yeşil renk iken 54ºC'nin üzerinde ısıtırsanız, enzimlerin tümü yok edildiğinden olgunlaşıp sarı renk olur. Aynı şey besinler pişirildiğinde de gerçekleşir. Enzimlerini kaybetmiş bir yiyeceği yediğinizde ise, vücudunuz sindirim sürecinde açığı kapatmak için daha fazla enerji harcar. Bu gereksiz stres hastalıklara ve erken yaşlanmaya neden olur.

Vücutta sindirim için enzim salgılayan tek organ pankreastır. İçinde enzim olmayan yiyecekler yediğimizde pankreasımız ekstra zorlanır. Enzimleri sindirim ve metabolizma enzimleri olarak iki gruba ayırabiliriz. Sindirim için olan enzimler kompleks yapıya sahiplerdir ve sıradan metabolik enzimlere göre yapılanmaları için daha fazla enerji gereklidir.

Enzimlerini kaybetmiş yemek yediğimizde, pankreas, sindirime devam etmek için bu kusuru metabolik enzimlere giden moleküllerle kapatmaya çalışır. Vücuttaki metabolik fonksiyonlar pişirilmiş yemeği sindirmekte zorlanır, çünkü pişirilmiş yemekleri sindirmek aynı zamanda enzim üretimi gerektirir ve bu enerji kaybına sebep olur. Belirli miktarda temel molekül ve onları meydana getirmek için belirli bir enerji miktarı vardır. Şifa, düşünme, kanın pıhtılaşması, dinlenme, fiziksel aktivite ve diğer aklınıza gelebilecek tüm metabolik fonksiyonlar bu kayıp yüzünden aksar. Yetersiz enzim içeren yemek yenildiği için pankreasa yüklenen aşırı yük yüzünden hücreler normal fonksiyonlarını yerine getiremezler.

Kişi çiğ beslenmeye geçtiğinde, bu durum tersine çevrilir ve "açlık faktörü" ortaya çıkar. Pankreas bu sefer de pişirilmiş yiyecekleri sindirmek üzere çok enzim salgılama alışkanlığını gösterir. Sonuç olarak çiğ yemekler gerekli olan enzimleri kendi içinde barındırdığından, mide besinleri normalden iki kat daha hızlı sindirir. Bir süre sonra vücut bu düzene alışır ve pankreas normal büyüklüğüne döner.

Enzimlerin ısıya duyarlı olduklarını söylemiştik. Ama aynı zamanda pH'a (vücuttaki asit, alkalin dengesi) karşı hassaslar, hatta bazıları ışığa bile hassas olabiliyor. Buradaki yanılgı şu; besininizin enzim içerip içermediği önemli değildir, çünkü midemizdeki güçlü asitler enzimlerin doğasını bozar. Isı yüzünden bozulmuş enzim ve pH yüzünden doğal yapısını kaybetmiş enzim arasındaki büyük fark şudur: Bir enzimin yüksek ısı yüzünden yapısı bozulduğunda bir daha eski haline dönme ihtimali yoktur. Ama bu gerçek pH tarafından bozulmaya uğramış enzimler için geçerli değildir. Ortamın pH'ı dengelendiğinde enzim normal fonksiyonlarını kazanır.

Canlı beslenmeye geçerken karşınıza çıkacak bir diğer konuda da, karşılaşacağınız meraklı ve alaycı tavırlar. Size verdiğim bu bilgiler başlangıç açıklamalar için iyi olacaktır. Unutmayın ki, sizin sağlığınız yine sizin sorumluluğunuzdadır. Nasıl sağlıklı olunacağı konusunda ne kadar çok bilgiye sahip olursanız sizin için o kadar iyi.

Canlı Gıdalarla ilgili kesin olarak bilinen bir şey var; canlı gıdalar içlerinde enzimler, su, mineraller ve enerji barındırıyor. Ve tüm bunlar bedenimizin fonksiyonlarını en üst seviyeye yükselten besinler.

Enzimlerin en önemli özelliği bedenimizin "emici" mekanizması oluşu. Enzimler olmasaydı hiçbirimiz uzun yaşayamazdık. Çünkü enzimler bedenimizin ve beynimizin güçlü bir şekilde çalışmasını sağlıyor.

Bedenlerimiz milyarlarca enzimi milyarlarca değişik şekilde çalıştıran mekanizmalar. Kanımızda bulunan bir enzim molekülü beş milyon hidrojen peroksit molekülünü 60 saniye içinde su ve oksijene dönüştürebilir! Bağırsaklarımızda bulunan enzimler ise kendi ağırlıklarının milyon katı büyüklüğündeki yağ ve şekeri ayrıştırabilecek kapasitede.

Enzim eksikliği "leukemia" adı verilen rahatsızlığın, nezleden kansere ve AIDS''e kadar bilinen ve bilinmeyen birçok hastalığın başlıca oluşma sebebi. Ünlü Rockefeller Institute, alerji ve alerjik astım üzerine uzun yıllardır yaptığı araştırmalar sonucunda, tüm bu rahatsızlıkların enzim eksikliğinden kaynaklanıyor olduğunu buldu. "Elastin", damarların elastikiyetinden sorumlu olan ve yeteri kadar sahip olduğumuzda parkinson hastalığının oluşmasını imkânsız kılan bir enzim. Bugün özellikle Amerika'da bununla ilgili araştırma ve gerçek yaşam öyküleriyle karşılaşmanız mümkün.

Enzimlerin bir başka önemli özelliği ise, bedenimizin demir üretmesine katkıda bulunması. Demir, bedenimizdeki milyarlarca deri dokusuna ve beyin hücrelerimize oksijen taşıyan ana element. Birçok kişinin sadece ağırlıklı olarak pişmiş gıdalarla beslenmesi nedeniyle kemik dokusunda eksilmeler var.

pH DENGESİ
Sağlıklı bir beden için en önemli unsurlardan biri de pH dengesi. Bedenimiz fonksiyonlarını en iyi pH değeri alkaline (bazik) olduğu zaman çalışıyor. Pişmiş yemekler ise alkaline değeri düşük, asiditesi yüksek gıdalar. (bazı canlı gıdalarda da asit özelliği var tabi) pH dengemize bakarken 5 sayısını nötr nokta olarak kabul edersek 5'in altı asidik, üstü alkali değerleri gösterir.

Kilo ve sağlık problemlerinin sebebi yağlar değil bedenimizdeki asit.

Klasik Türk yemek alışkanlığı ile besleniyorsanız (et, süt, ekmek ağırlıklı), bu yiyeceklerin bedeninizde ürettiği aşırı asit üretimine karşı bedeniniz yağ depoluyor olabilir. Çünkü bu türde bir beslenme (protein ve rafine gıdalar ağırlıklı) vücuttaki asit oranını yükseltir; fazla asit de organlarımıza ve dokularımıza zarar verdiği için bedenimiz idrar yolu ve ter yoluyla dışarı atabileceğinden fazla bir asidik reaksiyon içerisine girdiğinden kendini koruyabilmek için yağ depolanmaya başlar. Depolanan yağ, asitleri yakalayarak vücudumuzu korur ve tabi bu yağların büyük bir bölümü ise kilo olarak sistemimizde kalır. (ancak küçük bir bölümü idrar yoluyla dışarı atılabilir.) Vücudumuz bozulan pH dengesini koruyabilmek için sadece yağ depolamakla kalmaz ayrıca kemiklerimizden kalsiyum, kalp ve kaslarımızdan magnezyum kullanmaya başlar.

Dolayısıyla çoğu diyet uzmanının tavsiye ettiği düşük yağlı ve yüksek protein oranlı diyetler bedenimizde olması gerekenin dışında bir asidik ortama neden oldukları için çoğu zaman kısa sürede büyük oranda kilo vermemizi sağladığı halde sağlığımızın bozulmasıyla sonuçlanabilir.

Vücuttaki aşırı asidik ortam kandaki oksijeni de azaltır, böylelikle metabolizmamız ve sindirim sistemimiz yavaşlar, enerjimizi düşer. Sindirim sistemimiz yavaşladığında ise zaten vücut kimyamıza ve sindirim sistemimize aykırı olan etler ve diğer besinler mayalanmaya, küflenmeye ve çürümeye başlar.. Midemizde uzun süre bekleyen ve hazmedilemeyen besinlerin üzerinde oluşan küf ve mantar canlı organizmalar oldukları için yediğimiz yemekler ile beslenirler ve beslendikçe mide ve bağırsaklarımıza atıklarını bırakırlar..

Vücudumuzun bazı işlevleri de, örneğin nefes alma ve sindirim, kimyamızda asidite oluşturan durumlar; biz bu durumu asidik reaksiyona sebep olacak gıdalar yiyerek ve bu gıdaların çürümesi nedeniyle oluşan organizamaların toksik asidik atıklarına maruz kalarak arttırabiliriz. Bedenimizin doğal pH dengesi uzun süre bozuk kaldığında ise sonuç tabii ki hastalıktır.

Bizler bilinçsiz beslenme nedeniyle yıllardır bedenimizi gereğinden fazla asidik bir ortamın içerisinde tutuyor, sistemimizde bu nedenle oluşmuş ağrı, acı, sızı, hastalık ve yorgunluklara maruz kalıyoruz. Beslenmemize dikkat etmediğimiz için sistemimizde oluşan asidite kanımıza kadar bedenimizin genel kimyasal durumunun tamamına yansıyor. Kan herşey demek. Kanımızın durumu bize genel sağlık durumumuzu gösteriyor. Eğer kanımız asidik ve sağlıksız ise bu, kan hücrelerimizin dolayısıyla hücrelerimizin tamamının sağlıksız olduğunu gösteriyor. Asidik yiyecekler zayıf kan hücreleri ve zayıf vücut hücrelerine sebep oluyor; bağışıklık sisteminizi çökertmek istiyorsanız asidik yiyecekler yemek doğru bir adım olurdu.

Uzun süre uygulanan yüksek protein diyetlerinin kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini attırdığını, böbrek hastalıklarına sebep olduğunu ve böbrek taşı oluşumunu hızlandırdığını, gut ve osteoporoz gibi hastalıklara ve bazı kanser türlerine sebep olduğunu sanırım söylememe gerek yok. Yüksek protein diyetleri bunun yanı sıra davranış bozuklukları, kabızlık ve nefes darlığına da yol açabiliyor.

Bence diyet programları sadece kilo vermeyi değil bir insana sağlık kazandırmayı da hedeflemeli. Sağlığımız bozuksa istediğimiz kiloda olmanın kime faydası var ki?

Vücudumuzdaki pH dengesini koruyabilmemiz, bedenimizi ve kanımızı belli bir alkali değerde tutabilmemiz için öncelikle içtiğimiz suya dikkat etmeli ve bol bol su içmeliyiz. Vücudumuzun psi sudur ve ortalama bir insanın günde 2-3 litre suya ihtiyacı vardır. Suyun dışında tükettiğimiz çay, kahve, meyve suları ve meşrubatların hepsi vücudumuzdaki suyu arttırmak yerine bu sudan çalar.

Yeterince su içmemek yorgun hissetmemize ve hastalanmamıza sebep olur. Hafif bir susuzluk bile metabolizmamızı % 3-4 oranında yavaşlatırken susuzluk daha ciddi boyutlardaysa migren, kabızlık, kalın bağırsak iltihabı, alerji, astım, hipertansiyon, egzema, kurdeşen, diyabet ve hipertansiyonla sonuçlanabilir.

Su eksikliği öldürücüdür.

Her gün mutlaka 2-3 litre su için ve içtiğiniz suyun Ph oranının 7nin üzerinde olmasına özen gösterin.

Mümkün olduğunca az yemeniz ve hatta bence tamamen sakınmanız gereken asidik besinler;

1. Et (domuz, sığır, dana, tavuk, çiftlik balığı) süt, peynir, yumurta
2. Ekmek; arpa, buğday, çavdar, mısır
3. Kuru meyve ve salamura meyve
4. Her tür alkol, bira, çay, kahve, şarap, yapay meyve suyu, gazlı içecekler
5. Şeker, yapay tatlandırıcılar, glikoz, her tür şurup ve şerbet, bal
6. Şam fıstığı, yer fıstığı, kajun fıstık
7. Patates, mantar
8. Hardal, sirke, soya sosu, jöle, her tür maya, kakao, keçiboynuzu

Mümkün olduğunca çok yemeniz ve hatta bence sürekli yemeniz gereken alkali besinler;

1. Alkali su
2. Deniz tuzu, doğal baharatlar
3. Limon, greyfurt, Hindistan cevizi, vişne başta olmak üzere ve tüm meyveler
4. Zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı, keten tohumu yağı ve tüm doğal yağlar
5. Anne sütü, keçi sütü
6. Badem başta olmak üzere kestane, fındık, ceviz
7. Şeker pancarı, turp, zencefil, havuç
8. Kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği, keten, susam, rezene, kimyon
9. Yeşil yapraklı sebzeler, salatalık, soya filizi, brokoli, lahana ve maydanoz başta olmak üzere tüm sebzeler


18 Ekim 2008

sayı:6



Yorum sayısı: 0 



 
 

Joy'a
Abone Olun

Siz de çok özel fırsatlarla yepyeni bir dünyaya adım atın!

DİĞER YAZARLAR HABERLERİ