Rolling Stone

YAZARLAR
Ne Yersek Oyuz

Size enerji ve sağlık veren, her molekülü ihtiyacınız olan enzim ve besinlerle dolu yiyeceklerle beslenebilirsiniz.

Nevşah Fidan

Bir insan bedeninin sağlıklı olabilmesi için günde ortalama 2-3 kg yiyecek ve içeceğe ihtiyacı var. Ancak yeterli miktarda besin aldığı halde hala hastalanan, ihtiyaç duyduğu enerjiye sahip olmayan, yorgun, bitkin; ağrılar, sızılar ve hastalıklar içinde bedenler var. Demek ki sadece gerekli miktarda yemek yeterli değil, ne yediğimiz de sağlığımız açısından büyük önem taşıyor.

Özellikle Türk toplumunda, yemeği ''karnım doysun'' şeklinde algılayan kişiler çoğunlukta. Ne yazık ki karnımızın doymuş olması bize her zaman sağlık ve enerji vermiyor. Bu belki de yanlış gıdalarla besleniyor olmamızdan kaynaklanıyordur.

Vücudunuzu sağlıklı bir toprak olarak düşünün; bu toprağa bilinçli şekilde kaliteli, iyi tohumlar eker, her gün sular, ona ihtiyacı olan besinleri ve gübreyi verirseniz mahsulünüz harika olur. Bunu her yıl yapmaya devam ettiğinizde ise toprak her geçen yıl daha kaliteli ve verimli hale gelir, her yıl bir önceki yıldan daha bereketli olur. İnsan bedeni de aynen böyle. Her gün yediğiniz yiyecekler, içtiğiniz içecekler bir sonraki güne, bir sonraki yıla yatırım yapmak anlamına geliyor. Sağlıksız, size enerji ve sağlık vermeyen, tersine vücut kimyanızı bozan ve sisteminizi zorlayan yiyecekler yiyebilir, içecekler içebilirsiniz ya da her molekülü ihtiyacınız olan enzim ve besinlerle dolu yiyeceklerle beslenebilirsiniz.

Seçim Sizin!
Bedenimizin ihtiyacı olan enzim, vitamin ve mineralleri karşılamayan, hiçbir besin değeri olmayan gıdalar tüketmek, bedenimizi sadece gereksiz yere yormakla kalmıyor aynı zamanda karnımız doymuş olsa bile hücrelerimiz aç kaldığı için aşırı yememize, depresyon ve tatminsizlik hislerine de yol açıyor. Hücreleriniz aç ise sisteminizin tamamı aç demektir. Fiziksel bedenimizdeki açlık; düşüncelerimize, duygularımıza, hatta hayata bakışımıza bile yansıyor. Geleneksel Türk mutfağına ve diyetlerde önerilen beslenme şekillerine baktığımda etrafımda bu kadar tatminsiz insan oluşuna şaşırmıyorum.

Bir süpermarkette gezindiğinizi düşünün. Kapıdan içeri girer girmez sebze ve meyve reyonunda dolaşıyorsunuz. Hepsi birbirinden renkli, canlı, ışıl ışıl, içi vitamin, mineral, enzim dolu yüzlerce besin. Hepsinin içi meyve ve sebze özleri, doğal lezzetlerle dolu. Oda sıcaklığındasınız; tüm besinler aynen sizin gibi canlı. Bedeninize girdiklerinde sizi de canlandırıyorlar tabii ki.

Yürümeye devam ediyorsunuz, et ve süt ürünleri reyonuna geliyorsunuz. Isı düşüyor: Morg bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümdeki her şey ölü. Bu gıdaları; bedeninize soktuğunuzda size ne getiriyor olabilir bu gıdalar? Bu kadar basit bir gerçeği çoğu kişinin göremiyor olması da bence ayrı bir araştırma konusu. Reklamlara yapılan yatırımlar hakikaten işe yarıyor!

Morgdaki besinler (inanın besin demeye utanıyorum; ölü gıdalara besin deniyorsa canlılara başka bir isim bulmak lazım bence) öyle sebze meyve reyonundaki gibi renkli, parlak değil. Hepsi mat ve renksiz. (çoğunlukla ölü et renginde) Size satılabilmeleri için şık tasarımlı paketlere ihtiyaçları var. Kendi renkleri olmadığı için, doğada bulunan (sebze ve meyvelerde) renklerle süslenmiş rengarenk paketler içinde et, süt, tavuk, yumurta. Kendileri renksiz ve ölü ama hepsinin rengarenk, ışıl ışıl birbirinden güzel ambalajları var. Tabi unutmamak lazım, bir de içlerinde '''çürümesinler''' diye yüzlerce katkı maddesi var. Yani yediğinizde, vücudunuza sadece ölü besinler değil bedeninizin doğası ile uyumsuz zehirli atıklar da alıyorsunuz. Başta dediğim gibi; seçim sizin.

Beslenme konusunda yapılan bilimsel araştırmaların hepsi ''istedikleri sonuca ulaşabilmeleri için'' özel firmalar tarafından yaptırılıyor, bunu zaten biliyorsunuzdur. Çünkü kapsamlı ve geniş çaptaki araştırmalar büyük bir yatırım gerektiriyor; gıda firmalarının dışında bu yatırımı yapabilecek kimse yok.''Araştırma sonuçlarında ortaya çıkan veriler''in hepsi de o sonuçlar ortaya çıksın diye yapılan araştırmaların sonucu. Ne hoş değil mi?

Şahsen anlamakta zorlandığım bir konu daha var. İnsanlar bunu nasıl göremiyorlar aklım almıyor bir türlü Market raflarında bulunan, işlem görmüş bir üründe "pakedinin üzerinde iddia edildiği gibi" nasıl oluyor da doğal ve taze sebze meyveler kadar vitamin, mineral, enzim olabilir? Besin değeri xxx. Nasıl yani? Biliyor musunuz, çoğu paketlenmiş ürün üzerindeki yazılara bakılırsa meyve, sebzelerden daha fazla vitamin, mineral içeriyor. İnanın süpermarketlerde gezerken kendimi komedi filmi izler gibi hissediyorum. Üzücü bir komedi filmi; çünkü insanlar bu komikliklere inanıyor!

Süpermarketimize geri dönelim. Yürümeye devam edin; ambalajların iyice renklendiğini, besinlerin içlerindeki vitamin ve enzimlerin de doğru orantılı olarak iyice düştüğünü göreceksiniz: Konserve reyonu. Komedi filminin en eğlenceli bölümü; kahkahalara boğulmamız an meselesi. Dışı rengarenk, içi enzim, vitamin, mineral açısından tamamen boş konserve kutuları. İçlerinde size faydası olan en ufak bir şey yok ama kutusunda besin değerleri ile ilgili yazılı bilgiler bulabilirsiniz. Oysa bu besinler bedeninizi boş yere yormaktan başka hiçbir işe yaramıyor ve bol rafine tuz ve şeker içeriyor.

Paketlenmiş, ölü veya rafine ürünlerin sağlığınızı ve enerjinizi nasıl etkiliyor olduğunu test etmek isterseniz bir hafta sadece et ve konserve ile beslenin, canlı, taze gıda yemeyin; bakalım ne olacak.

Yazının devamı için tıklayın


18 Ekim 2008

sayı:6



Yorum sayısı: 0 



 
 

Joy'a
Abone Olun

Siz de çok özel fırsatlarla yepyeni bir dünyaya adım atın!

DİĞER YAZARLAR HABERLERİ